Sezgin Tanrıkulu: Cezaevlerinde Yaşam Hakkı ve İnsan Onuru Alarm Veriyor
Türkiye’de ceza infaz kurumları, son yıllarda yaşam hakkı ihlalleri, işkence ve kötü muamele iddiaları, sağlık hakkına erişim sorunları ve haberleşme özgürlüğünün sistematik biçimde engellenmesi ile anılmaktadır. 2023–2025 yılları arasını kapsayan dönemde cezaevlerinde yaşananlar, artık münferit olaylar değil, yapısal bir insan hakları krizine işaret etmektedir.
Bu dönemde ceza infaz kurumlarında meydana gelen şüpheli ölümler ve intiharlar, kamuoyuna yeterince açıklanmamakta; etkin, bağımsız ve şeffaf soruşturmalar yürütülüp yürütülmediği konusunda ciddi soru işaretleri bulunmaktadır. Yaşamını yitiren mahpusların aileleri adalet ararken, cezasızlık endişesi her geçen gün büyümektedir.
Mahpusların gazete, dergi ve kitaplara erişiminin engellenmesi, mektup, telefon ve avukat görüşlerine yönelik keyfi kısıtlamalar, cezaevlerini hukukun dışına iten uygulamalara dönüşmüştür. Haberleşme ve savunma hakkının bu denli sınırlanması, Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır.
Öte yandan, cezaevlerinde ayrımcı ve ırkçı muamele iddiaları, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki cezaevlerinde yoğunlaşmaktadır. Bu iddiaların Bakanlık tarafından özel ve bağımsız incelemelere konu edilip edilmediği kamuoyuna açıklanmalıdır.
Kadın mahpuslara yönelik çıplak arama, cinsel taciz ve onur kırıcı muamele iddiaları ise cezaevlerinde insan onurunun ne ölçüde zedelendiğini göstermektedir. Bu iddialar karşısında etkili soruşturmaların açılmaması, mağdurların suskunluğa itilmesine yol açmaktadır.
Cezaevlerinde anneleriyle birlikte kalan 0–6 yaş arası çocuklar, hiçbir suçu olmamasına rağmen fiilen özgürlüklerinden mahrum bırakılmaktadır. Bu çocukların sağlık, beslenme, psikososyal gelişim ve yaşam koşullarının nasıl denetlendiği kamuoyuna açık değildir.
Çocuk mahpuslara yönelik kötü muamele, orantısız disiplin cezaları ve keyfi sevk uygulamaları, çocuk adalet sistemi açısından vahim bir tablo ortaya koymaktadır. Aynı şekilde, sağlık hizmetlerine geç erişim nedeniyle mağdur olan ve yaşamını yitiren mahpusların sayısı da açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bulaşıcı hastalıklar ve aşılama programları konusunda cezaevlerinde yeterli ve kapsayıcı bir politika yürütülüp yürütülmediği belirsizliğini korumaktadır.
Sivil toplum kuruluşları ve barolar tarafından hazırlanan çok sayıda cezaevi raporu bulunmasına rağmen, bu raporlarda yer alan iddiaların bağımsız ve tarafsız biçimde incelendiği etkili bir mekanizma halen oluşturulmamıştır.
Cezaevleri, hukukun askıya alındığı alanlar değildir. Devletin sorumluluğu, özgürlüğünden yoksun bırakılan her bireyin yaşamını, sağlığını ve onurunu korumaktır.
Bu nedenle Adalet Bakanlığı’nı;
Şeffaflığa,
Etkin soruşturmaya,
Bağımsız denetime,
İnsan haklarına dayalı infaz politikalarına
derhal yönelmeye çağırıyoruz.
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin takipçisi olmaya, yaşam hakkını ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz.
Kaynak:
HABERE YORUM KAT
yorumlar onaylanmamaktadır.