Yankı Bağcıoğlu: Uzayda Yeni Gerçeklik; Sahip Olmak Kadar Korumak da Şart
CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu; Türkiye’nin uzay kabiliyetlerini, savunma sanayi açısından değerlendirdi. Bağcıoğlu, "Türkiye, uzay yatırımlarını yalnızca yeni uydu üretimi ve fırlatılmasına odaklamak yerine; uyduların kesintiye uğrasa bile görevini sürdürebileceği, gerektiğinde hızla telafi edilebileceği ve uzayda sürekliliği esas alan bir koruma anlayışını eş zamanlı olarak geliştirmelidir. Ayrıca, mevcut durumda çift maksatlı olarak kullanılan uydu sistemlerine ilave olarak, askerî haberleşme ihtiyaçlarını münhasıran ve kesintisiz biçimde karşılayacak, tahsisli askerî iletişim uydularının da sisteme dâhil edilmesi zorunludur" dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bağcıoğlu’nun tespit ve değerlendirmeleri şöyle:
Türkiye’nin uzay alanındaki kabiliyetleri son yıllarda hızlı, planlı ve görünür biçimde gelişiyor.
Gözetleme, askerî amaçlı kullanım ve haberleşme uyduları; artık yalnızca teknolojik yatırımlar değil, Türkiye’nin ulusal güvenliğinin, caydırıcılığının ve kriz dönemlerinde karar alma kapasitesinin doğrudan bir parçası hâline gelmiş durumda.
Bu tablo, uzay alanında sahip olunan kabiliyetlerin önemini artırırken, beraberinde kritik bir soruyu da gündeme getiriyor:
Bu sistemler ne kadar korunabiliyor?
Günümüzde uydular, klasik anlamda “vurulmak” zorunda değil. Lazerle geçici olarak etkisiz hale getirilebiliyor, elektronik veya siber yöntemlerle iletişimi kesilebiliyor ya da yakın yörünge manevralarıyla işlevsiz hâle getirilmeye çalışılabiliyor.
Bu nedenle uzayda tehdit, çoğu zaman sessiz, iz bırakmayan ve inkâr edilebilir yöntemlerle ortaya çıkıyor. Bu durum, uzaydaki rekabeti görünmez ama daha kırılgan bir zemine taşıyor.
Bu gerçeği erken fark eden ülkeler, tek bir mutlak koruma yöntemine bel bağlamak yerine, basit ama birbirini tamamlayan tedbirleri birlikte uygulamayı tercih ediyor. Bugün dünya genelinde benimsenen yaklaşım; uyduların dağıtık yapılar hâlinde kurulması, uzayın sürekli izlenmesi, uydulara şüpheli durumlarda kaçınma imkânı tanınması, karıştırma ve müdahalelere karşı dayanıklılığın artırılması ve olası bir kayıp durumunda hızlı yedekleme sağlanması gibi temel önlemlerin birlikte ele alınmasına dayanıyor. Amaç, sistemi dokunulmaz kılmak değil; kesintilere rağmen ayakta tutmak.
Türkiye açısından bakıldığında, uzay kabiliyetlerindeki artış bu tartışmayı teorik olmaktan çıkarmış durumda. Haberleşme, keşif ve gözlem uydularının sayısı ve önemi arttıkça, bu sistemlerin kesintiye uğraması hâlinde doğabilecek askerî, siyasi ve ekonomik sonuçlar da büyüyor. Bu nedenle uzay, artık yalnızca bir teknoloji alanı değil; doğrudan bir güvenlik alanı olarak ele alınmak zorunda.
Dünya genelindeki uygulamalar açık bir gerçeğe işaret ediyor: Uzayda tam ve mutlak güvenlik mümkün değil. Ancak doğru planlama ile dayanıklı, esnek ve sürdürülebilir bir yapı kurmak mümkün. Türkiye’nin uzay alanındaki ilerleyişi, beraberinde bu sistemlerin korunmasına yönelik bütüncül bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.
Türkiye, uzay yatırımlarını yalnızca yeni uydu üretimi ve fırlatılmasına odaklamak yerine; uyduların kesintiye uğrasa bile görevini sürdürebileceği, gerektiğinde hızla telafi edilebileceği ve uzayda sürekliliği esas alan bir koruma anlayışını eş zamanlı olarak geliştirmelidir.
Ayrıca, bir diğer önemli husus da, mevcut durumda çift maksatlı olarak kullanılan uydu sistemlerine ilave olarak, askerî haberleşme ihtiyaçlarını münhasıran ve kesintisiz biçimde karşılayacak, tahsisli askerî iletişim uydularının da sisteme dâhil edilmesi zorunludur.
Bu yaklaşım, uzaydaki kabiliyetleri kırılgan bir güç olmaktan çıkarıp gerçek bir stratejik avantaja dönüştürecektir.
Kaynak:
HABERE YORUM KAT
yorumlar onaylanmamaktadır.