TARIM ORMAN-İŞ SENDİKASI BAŞKANI DURMUŞ: DAĞLARIN TEPELERİNDE ORMAN ÖRTÜSÜ KALMADIĞI İÇİN YAĞMUR TUTUNAMIYOR, SELE DÖNÜŞÜYOR

TARIM ORMAN-İŞ SENDİKASI BAŞKANI DURMUŞ: DAĞLARIN TEPELERİNDE ORMAN ÖRTÜSÜ KALMADIĞI İÇİN YAĞMUR TUTUNAMIYOR, SELE DÖNÜŞÜYOR

Tarım Orman-İş Sendikası Genel BaşkanıŞükrü Durmuş, Kastamonu ve Sinop'ta meydana gelen sel felaketlerinin sebebi için, dağların yüksek noktalarında yapılan ağaç kesimlerini gösterdi....

HABER: CEM HAYAT -KAMERA: NAİF KAÇMAZ

Tarım Orman-İş Sendikası Genel BaşkanıŞükrü Durmuş, Kastamonu ve Sinop'ta meydana gelen sel felaketlerinin sebebi için, dağların yüksek noktalarında yapılan ağaç kesimlerini gösterdi. Durmuş, "Adına düz kesim denen birtakım vahşi uygulamalarla dağlar çıplaklaştırıldı. Yağan yağmurlar, dağların tepelerinde orman örtüsü kalmadığı için tutunamıyor, aşağı indikçe de sele dönüşüyor, o seller de felakete dönüşüyor" dedi.

Orman Genel Müdürlüğü'nün, "rotasyon" adı altında bilgi birikimi yüksek olan, çalıştığı bölgedeki ormanları tanıyan kişileri sürgün ettiğini, yerlerine "yandaş" kişileri tayin ettiğini ileri süren Durmuş, "Bunun yanlışlarını ağır bedeller ödeyerek yaşıyoruz" değerlendirmesini yaptı.

Durmuş'un ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıklamalar şöyle:

"DOĞA ANA DENİR. İNSANLAR ANASINI KORUR AMA BİZ ANAMIZI KORUYAMADIK"

"Doğaya yaptığımız katliamın bedelini ağır ödüyoruz. Doğa hiçbir zaman altta kalmaz, öcünü alır. Şunu anlayamadık. Doğa bizim bir parçamız değil, tam aksine biz doğanın bir parçasıyız yani doğanın bir uzvuyuz. Bu anlamıyla ‘doğa ana’ denir. İnsanlar anasını korur ama biz anamızı koruyamadık, bunun altınıçizmek isterim.

1929'DA ATATÜRK BELÇİKALI ŞİRKETİ KOVDU

Özellikle o bölgede 1926’da Sinop Ayancık, Kastamonu Küre ormanları, İnebolu ormanları‘Zingal’ adlı Belçikalışirkete 100 yıllığına kiralandı. O şirket geldi ve orada hızla ağaçları kesip, hatta daha rahat taşıyabilmek için Küre Dağları’ndan Ayancık Limanı’na inen teleferik hattı kurdular. Teleferik hattıyla ağaçları taşıdılar ve yurt dışına götürdüler. Hızla orman tahribatı olunca o dönemin ormancıları 1929’da bizzat Atatürk’e çıkarak, ‘Eğer bu şirket sözleşme gereği bu alanı 100 yıl boyunca işletirse bu alanda orman kalmaz. Bu sözleşme iptal edilmelidir’ diye ifade ettiler ve Atatürk ikna oldu, ‘Verin tazminatı, kovun bunları’ dedi. Aynen de öyle yapıldı. Bu anlamıyla o dönemin ormancıları bu vahşeti görmüştü.

"YAĞAN YAĞMURLAR, DAĞLARIN TEPESİNDE ORMAN ÖRTÜSÜ KALMADIĞI İÇİN TUTUNAMIYOR VE SELE DÖNÜŞÜYOR"

Şimdi gelelim günümüze, ne oldu da bu vahşeti yaşıyoruz? Karadeniz'de dağların denize dik olarak uzanması bir başka olumsuzluk. Zamanında o dağların tamamı ormandı. Ama özellikle son yıllarda en üst tepede; adına endüstriyel plantasyon, boşaltma kesimi ya da düz kesim denen birtakım vahşi uygulamalarla dağlar çıplaklaştırıldı. O bölgelerde giderek yapılaşmaya müsaade edildi. Özellikle orman alanlarında verilen bazı izinler beraberinde yapılaşmayı da getirdi ve üst zeminde orman varlığı kalmadı. Yağan yağmurlar ve bir başka olumsuzluk, verilen HES izinleri… Bir vadide 5-6 HES’e izin veriliyor. Birinin suyu tünele alınıyor, oradan çıkıyor bir başka HES’in tüneline gidiyor. Zaten Karadeniz’de yağış rejimi düzensiz bu da bir başka olumsuzluk yaratıyor. Yüksekte yağan yağmurlar, dağların tepelerinde orman örtüsü kalmadığı için tutunamıyor, aşağı indikçe de sele dönüşüyor. Özellikle sahile yakın yerlerdeki, vadilerdeki, dere kenarlarındaki yapılaşmayı oldukça olumsuz etkiliyor ve o su aşağı doğru gittikçe, aşağıda orman varlığı olsa da bir anlam ifade etmez, tutunamıyor ve sele dönüşüyor. O seller de felakete dönüşüyor.

"AYANCIK'TA İKİ ORMAN DEPOSUNU SU BASIYOR, TOMRUKLARIN TAMAMI SELLERLE TAŞINIYOR"

Sinop Ayancık’ta iki orman deposunu su basıyor, tomrukların tamamı sellerle taşınıyor. Bunlar köprüleri tıkıyor, baraj oluşturuyor, patlıyor ve böylesine acı felaketlere yol açabiliyor. Aslında taşkınların olacağı, tomrukların sularla taşınabileceği bilinen bir gerçektir. Bu konuda hiçbir hazırlık yok ve felaketi yaşıyoruz, onlarca insan yaşamını yitiriyor. Bu kurumları yönetenlerin bu yanlış politikalarının bir tercih olduğunu düşünüyorum. Neden tercih? Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğü’nün bu yılki üretimi 4 milyon metreküp. Korkunç bir rakam. Yani çok uluslu şirketlere hammadde yetiştireceğiz diye böylesine bir kesim yapılmasının asla karşılığı yok ve bu yapılan tahribatlar ağır bedeller ödetiyor bize. Buradaki facianın tek sorumlusu iki depo değildir. İklim değişikliğinin çok büyük etkisi olduğunu, giderek iklim koşullarının ağırlaştığını, yağış düzeninin bozulduğunu ama bu olumsuzlukların da ciddi katkı sunduğunu söylemek istiyorum. Bu yıkımın sadece depolara yüklenmesi doğru değildir ama büyük payı olduğunu da söyleyeyim.

"BİLGİ BİRİKİMİ OLANLARI GÖNDERDİLER, YERİNE "BENİM ADAMIM" DEYİP YANDAŞLAR İŞLENDİRİLDİ"

Ormanı tanımak, oradaki ekosistemi tanımak, işletmeciliği veya korumacılığı anlayabilmek için emekçilerin çok uzun yıllar orada çalışması gerekir. Özellikle Orman Genel Müdürlüğü, rotasyon adı altında bir uygulama çıkardı ki her geçen yıl onun yanlışlarını ağır bedeller ödeyerek yaşıyoruz. Bilgi birikimi olanları gönderdiler ya da kendisi gibi düşünmüyorsa sürgün ettiler; yerine, ‘Benim adamım’ deyip yandaşlar işlendirildi. Ve giderek bu tahribat oluyor. Çok uluslu şirketlere hammadde yetiştireceğiz diye katlayarak keserseniz işte sonuç hüsran olur.

"BOZKURT'TAN BİZE GELEN BİLGİ; AŞIRI SEL, BASKIN SONUCU HES KAPAKLARININ KENDİLİĞİNDEN AÇILDIĞIDIR"

Kendisi Bozkurtlu olan orman muhafaza memuru bir arkadaşım beni aradı. Zaten üç yıl önce, HES faaliyete geçmeden önce de bizden destek istemişti. Çünkü arazi oldukça dik, vadi dar. Burada HES yapılması böylesi taşkınlarda felakete yol açacak diye köylüler ayaklanmıştı. Yani HES’ler bir cinayettir. Bize gelen bilgi; aşırı sel, baskın sonucu HES kapaklarının kendiliğinden açıldığıdır, yani patladığıdır. Biz kamuoyundan edindiğimiz bilgilerin dışında yerel halklardan aldığımız bilgi; ‘Bir anda yağmur bastırdı, sel geldi ve bir anda HES’in kapaklarını koparıp gitti’ şeklindedir. O bölgede yine köylülerden aldığımız ilk bilgi budur ama ne ölçüde doğru, bunu şu an benim söylemem çok da yerinde olmaz.

"ŞU ANDA BİZ 2050-2060'LARDA KESİLMESİ GEREKEN AĞAÇLARI KESİYORUZ, GELECEĞİMİZİ YOK EDİYORUZ"

Bu politikalar, bu ülkenin politikaları değil. Bunlar, vahşi kapitalizmin rantı uğruna dayattığı politikalardır. Kapitalist sistem ya emeği sömürür ya doğal varlıkları. Doğal varlıklar yok olduğunda yaşam bitecek. Dolayısıyla ülkesini seven bu ülkenin yurttaşları, sağduyu sahibi insanlar, vatanseverler; gerçekten doğasından yana olan siyasi partiler, meslek örgütleri, emek örgütleri, en küçük derneğinden sivil vatandaşına kadar artık geleceğine sahip çıkması lazım. Bu yıkımlara ‘dur’ demek lazım. Şu anda biz, 2050 – 2060’larda kesilmesi gereken ağaçları kesiyoruz. Geleceğimizi yok ediyoruz. Bu anlamda  bu ülkenin duyarlı vatandaşlarının, namuslu insanlarının bu yıkıma ‘dur’ demesi gerekir."

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
yorumlar onaylanmamaktadır.