CHP’Lİ TOPRAK’TAN ‘MONTRÖ’ YORUMU: "DİL SÜRÇMESİ Mİ YAPILAN TAVİZ HAZIRLIĞININ AĞIZDAN KAÇIRILMASI MI?"

CHP’Lİ TOPRAK’TAN ‘MONTRÖ’ YORUMU: "DİL SÜRÇMESİ Mİ YAPILAN TAVİZ HAZIRLIĞININ AĞIZDAN KAÇIRILMASI MI?"

CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un sözleşmeleri feshetme yetkisinin Cumhurbaşkanı'nda olduğunu savunarak Montrö Boğazlar...

CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un sözleşmeleri feshetme yetkisinin Cumhurbaşkanı'nda olduğunu savunarak Montrö Boğazlar Sözleşmesi örneği vermesini eleştirdi. Toprak, “Bu bir dil sürçmesi midir, yapılan bir taviz hazırlığının ağızdan kaçırılması mıdır? Hangi amaçla gündeme getirildi? İktidarın 85 yıl sonra Montrö Sözleşmesi’nden çekilme düşüncesini ortaya atması, bunu kamuoyunda tartışmaya açmasıçok tehlikeli ve dikkat çekicidir. Montrö Sözleşmesi’nden Türkiye’yi çekip, Boğazlar’daki egemenlik hakkından vazgeçilmesi mi planlanmaktadır?” diye sordu.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın düzenli olarak yayınladığı haftalık değerlendirme raporundan bu hafta öne çıkanlar şöyle:

BİR PLANIN TEST ADIMI OLDUĞU ANLAŞILIYOR: 25-26 Mart’taki AB Liderler Zirvesi’nden bir hafta önce, Reuters Haber Ajansı, Avrupalı ve ABD'li diplomatlar, ABD Başkanı Joe Biden'in yeni yönetiminin Brüksel'i, NATO müttefiki ve AB aday ülkesi olan Türkiye'nin uzlaşmaya daha istekli göründüğü bir zamanda yaptırım uygulamamaya çağırdığını söyledi. Daha açık bir deyişle, ‘Biden devreye girdi, AB yaptırımları erteleyecek’ dedi. Dışişleri Bakanlığı, AK Parti ve Cumhurbaşkanlığı sözcüleri, yetkilileri tarafından yalanlanmadı. Tepki de gösterilmedi. AB liderleri de denileni yaptı, yaptırım kararı almadılar ve yaptırımları haziran zirvesine ertelediler. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’de yasayla kabul edilerek, tüm partilerin kabulüyle onaylanan İstanbul Sözleşmesi’nden alelacele ve hukuk dışı bir tavırla, anayasayıçiğneme pahasına kendi imzaladığı kararla Türkiye’yi çekmesi, ortaya çıkan bazı yeni gelişmelerin ışığında Türkiye’nin uluslararası alandaki bazı kazanımlarından, haklarından taviz verme hazırlıklarını içeren bir planın test adımı olduğu anlaşılıyor. Bu adımla, milletin nabzınıölçme, tepkileri test ederek, bir sonraki çekilme kararlarının, uluslararası anlaşmalardan, kazanımlardan daha fazla taviz verme hazırlıklarının provasını mı yaptı?

ERDOĞAN BAŞKA HANGİ ANLAŞMALARIN HAZIRLIĞI İÇİNDEDİR?: Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka hangi anlaşmalardan Türkiye’yi şahsi imzasıyla çekmenin, hazırlığındadır. Nisan ayında başlayacak Kıbrıs müzakereleri öncesinde İngiltere’nin hazırladığı planda Cenevre ve Zürih anlaşmalarıyla Türkiye’nin elde ettiği Kıbrıs’taki garantörlük hakkından vazgeçmesi de bu çekilme planları arasında yer almakta mıdır? Lozan anlaşmasıyla Türkiye’nin kazanılmış hakkı olan Ege’deki Yunan adalarının silahlandırılamayacağı ilkesinden de Cumhurbaşkanı imzasıyla vazgeçmek bu planlar arasında mıdır? Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’nden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden de Türkiye’nin Cumhurbaşkanı imzasıyla çekilmesi yapılan planlamada yer almakta mıdır? UluslararasıÇalışma Örgütü’nün (ILO) çalışanların, işçilerin, işsizlerin, insanca çalışma koşullarını, haklarını, sendikalaşma ve örgütlenme özgürlüklerini içeren ILO sözleşmelerinden Cumhurbaşkanı imzasıyla çekilmek de bu karanlık planlar ve senaryolar arasında mıdır? İktidarın Biden’dan gelecek bir telefon uğruna, ‘daha fazla taviz vermeye hazır hale geldiğinin’ uluslararası ajans haberlerine malzeme olması, bu haberin tekzip edilmesine bile cesaret edilememesi, çaresizlik içinde, ulusal çıkarların şahsi ve siyasi ikbale feda edilmesi hazırlıklarının işaretidir.

ŞENTOP’UN SÖZÜ DİL SÜRÇMESİ Mİ?: TBMM Başkanı yeni yönetim sisteminde Cumhurbaşkanının uluslararası anlaşma ve sözleşmelerden kendi kararıyla Türkiye’yi çekebileceğini, buna yetkisi olduğunu savunarak ‘gerekirse Cumhurbaşkanı imzalayacağı bir kararla Montrö’den de çekilebilir’ dedi. Bu bir dil sürçmesi midir, yapılan bir taviz hazırlığının ağızdan kaçırılması mıdır? Hangi amaçla gündeme getirildi? Bu açıklamanın biraz öncesine gidilecek olursa kısa süre önce ABD ve Türk Deniz Kuvvetleri Karadeniz’de bir tatbikat gerçekleştirdi. Son dönemde gerek ABD ve gerekse NATO Karadeniz’de Rusya’ya karşı askeri etkinliği artırma yönünde adımlar atıyor, planlamalar yapıyor. 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının egemenliğini ve denetimini Türkiye’ye bırakırken, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin boğazlardan geçişlerinde savaş gemilerinin geçişlerinin kısıtlanmasında Türkiye’ye hak ve yetkiler veriyor. Kurtuluş Savaşı ardından Lozan Anlaşması ile sınırlarını, bağımsızlığını ve egemenliğini güvenceye alan Türkiye, Montrö Sözleşmesi’ni imzalayıp, TBMM tarafından onaylayarak iki boğazın hâkimi, egemeni oldu. İktidarın 85 yıl sonra Montrö Sözleşmesi’nden çekilme düşüncesini ortaya atması, bunu kamuoyunda tartışmaya açmasıçok tehlikeli ve dikkat çekicidir. Çevre ve Şehircilik Bakan’ının eş zamanlı olarak Kanal İstanbul imar planlarının onaylandığını ilan etmesi ‘paralel boğaz’ projesiyle Montrö Sözleşmesini delme hazırlığının bir başka itirafıdır. Montrö Sözleşmesi’nden Türkiye’yi çekip, boğazlardaki egemenlik hakkından vazgeçilmesi mi planlanmaktadır? Bu yolla ABD’ye, NATO’ya, AB’ye taviz verilerek Karadeniz’de askeri üstünlük yarışına zemin hazırlanmasına olanak mı sağlanacaktır?

“ŞEFFAF AÇIKLAMA” ÇAĞRISI YAPMIŞTI ŞİMDİ ARTIK KENDİSİ MB BAŞKANI: Merkez Bankası itibarını zar zor tekrar inşa etme çabalarının yerle bir edilmesindeki niyet, hedef, amaç ve gerekçe nedir? İlk icraatının faiz indirimi olacağı yönündeki yaygın beklentiye karşılık yaşanan ekonomik deprem tablosu karşısında bu adımı atamadığı gibi, önceki başkan döneminde ilan edilen Para Politikası Kurulu (PPK) toplantı takviminin değiştirilmeyeceğini, aynen uygulanacağını ilan etmeye mecbur kaldı. 3 Nisan’da açıklanacak Mart enflasyonunun yüzde 16-18 arasında geleceği anlaşılmaktadır. Bu durumda 15 Nisan’daki PPK toplantısında faiz indirimine gitmesi ve politika faizini enflasyon düzeyine ya da altına çekmesi durumunda ekonomideki depremin yarattığı hasarın daha da büyümesi gündeme geleceği gibi döviz kurlarının tutulması tümüyle olanaksızlaşacaktır. Yeni Başkan Kavcıoğlu, göreve gelmeden kısa süre önce yazdığı bir makalede de Merkez Bankası kayıp 130 milyar dolarlık rezervleri konusundaki, tartışmaların Merkez Bankası saygınlığına ve güvenilirliğine zarar verdiğini dile getirmiş, Başkanının kamuoyuna tatmin edici, şeffaf bir açıklamaya yapmaya mecbur olduğunu savunmuştu. Şimdi artık kendisi MB Başkanıdır. 130 milyar dolarlık rezervin ne olduğunu açıklamak zorundadır. Buna ilave olarak görev değişikliğini önceden haber aldığıöne sürülen ve 18 Mart’taki faiz artışı sonrasında 18-19 Mart’ta 7,20 TL’ye gerileyen dolar kuru üzerinden en az 450 milyon dolarlık dövizin kimlerin satın aldığını açıklamak, bu haksız kazancı elde edenleri teşhir etmek yeni başkanın görevinin gereğidir.

DÖVİZ REZERVLERİNİN SON KIRINTILARI DA RİSKE ATILMIŞ OLACAK: Hep yinelediğim gibi başta Merkez Bankası olmak üzere ekonomik kurumların en önemli silahı uyguladıkları politikaların öngörülebilirliği, yerindeliği ve kurumsal itibardır. MB’nin itibarı adeta yerlerde sürünür hale getirildiği için, yeni başkan bu silahı hemen hiç kullanamayacak. Ayrıca döviz rezervleri tüketildiği için müdahale gücü, yani cephanesi de yok. Para politikası aracı olarak faiz silahını da kendisini çok önceden ‘faizler düşmeli, enflasyonun sebebi faizdir’ diyerek bağladığı için kullanması mümkün görünmüyor. Banknot matbaasına fazla mesai yaptırarak, karşılıksız para basmak elindeki son koz olmasına karşılık, bu kozu kullandığı takdirde enflasyon, faiz ve kur ateşinin üzerine benzin dökmüş olur. Amerikan Merkez Bankası FED faiz indirimine gitmek yerine faizleri sabit tutarken, ABD tahvillerinin faizi yükselişe geçmişken, yeni başkan faiz indirimine gittiği takdirde döviz kurlarının tırmanışının tutulması olanaksız hale gelecek ve döviz rezervlerinin son kırıntıları da riske atılmış olacak. Bu durumda kurları tutabilmek için yeniden faiz artırmaya mecbur kalacak. Atanan yeni Merkez Bankası Başkanına, kendisinden önceki başkan kadar bile piyasalar tarafından bir kredi açılması söz konusu değil. Atabileceği tüm adımlar iktidarın kendisini içine soktuğu pozisyon nedeniyle çok ciddi riskleri içeriyor. Ne yaparsa yapsın tüm olumsuzlukların, ortaya çıkacak bedellerin faturası kendisine kesilecek ve muhtemelen kısa süre sonra da halef-selef olduğu başkanların akıbeti gibi azledilecek.

 

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.