CHP’Lİ ERKEK: "MUTLAKİYETE DOĞRU BÜYÜK BİR ADIM ATILDI, BAŞARDIĞINIZ BU"

CHP’Lİ ERKEK: "MUTLAKİYETE DOĞRU BÜYÜK BİR ADIM ATILDI, BAŞARDIĞINIZ BU"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda; “Adalet, herkese hak ettiği her şeyi vermektir, hiçbir ayrım yapmadan. Siz...

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda; “Adalet, herkese hak ettiği her şeyi vermektir, hiçbir ayrım yapmadan. Siz bir kişinin keyfine göre hareket etmeye ‘adalet’ diyorsanız vay hâlinize; demek ki tek adam sistemini savunur hâle gelmişsiniz. Zaten hâlâ bu sistemi dayatan bir anayasa istiyorsunuz. Mutlakiyete doğru büyük bir adım atıldı, başardığınız bu” dedi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Adalet Bakanlığı’nın bütçesi üzerindeki görüşmeler sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, grubu adına söz alarak şunları söyledi:

“BÜYÜK BİR ADALETSİZLİK PANDEMİSİ YAŞIYORUZ: Kuvvetler ayrılığının olmadığı bir sistemde hukuk devletinden bahsedilebilir mi? Eğer gerçekten reform konusunda samimiyseniz, Anayasa değişikliği yapmamız gerekiyor; Hâkimler Savcılar Kurulu’nun yapısını, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmemiz gerekiyor. Sayıştay’ı, Anayasa Mahkemesi’ni daha saygın, daha güçlü bir konuma getirmemiz gerekiyor.

Bugün, bir siyasi parti genel başkanı Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun çoğunluğunu atıyor, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye atıyor, Danıştay’a üye atıyor, Anayasa Mahkemesine üye atıyor. Bir siyasi parti genel başkanının mahkemeye yargıç atadığı bir yerde adalet olur mu veya adalet bağımsız ve tarafsız görünebilir mi? Hani yargı etiği ilkelerimiz var ya: ’Yargıçlar, bağımsız ve tarafsız olmak zorundadır, aynı zamanda da bağımsız ve tarafsız gözükmek zorundadır’ diyor. Böyle bir tabloda nasıl gözükeceğiz? Yapılması gerekenler basit. Bırakın, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna, Anayasa Mahkemesine bu şekilde bir üye seçimi olur mu? Bir siyasi parti genel başkanının yargıç atamasını önleyin önce, iddia makamı ve savunma makamı arasında silahların eşitliğini sağlayın önce. Bir memlekette adalet var mı, yok mu duruşma salonlarına bakınca görülüyor zaten. Bugün ceza yargılamalarında hep söylüyoruz, daha sanık ile avukatı yan yana bile oturamıyor, iddia makamı ile karar makamı yan yana; böyle bir tablo. Yargının ‘kurucu unsuru’ dediğiniz savunma niçin Anayasa’da yer almıyor, neden? Bunları yapmak zor mu? Bunlar reform yoksa belli kanunlarda değişiklikler yapılması reform değil. Bakın ‘yargı paketleri, yargı paketleri’ diyorsunuz, mesela, cumhuriyet savcılarının bile özgürlüğünü ortadan kaldırdınız, kanun değişikliği yaptınız, bugün binlerce cumhuriyet savcısı vesayet altında, özgürce kamu davası açamıyorlar artık, açamazlar çünkü başsavcı ‘Uygun’ derse açabilir yani bir soruşturma dosyasını sonuçlandırabilmesi tamamen başsavcının uygunluk denetimine tabi tutuldu. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını zaten yok ettiniz. Bugün Covid-19’un yanında büyük bir adaletsizlik pandemisi de yaşıyoruz, büyük bir adaletsizlik pandemisi var, çünkü yargı maalesef vesayet altında.

ANKARA BÖLGE İSTİNAF MAHKEMESİ BAŞKANI HÂLÂ NİÇİN GÖREVDE?: Ankara Bölge İstinaf Mahkemesi Başkanı, isim vermeyeceğim, istinaf mahkemesinde görülen dosyaların taraflarıyla bir araya geliyor, doğum günü partilerine katılıyor, adliyede ağırlıyor, TOGO kulelerini yapan firmanın patronunun doğum günü partisine katılıyor, ondan sonra Sezgin Baran Korkmaz'ın geceliği 100 bin lira olan otelinde konaklıyor, diyor ki: ‘Konakladım, 35 bin lira ödeme yaptım.’ Tamam, iyi güzel. Peki, bunlar ortaya çıktığı hâlde bu Ankara Bölge İstinaf Mahkemesi Başkanı hâlâ niçin görevde?... Hani yargı etiği ilkeleri, hani yargının saygınlığı? Bağımsızlık ve tarafsızlık, böyle nasıl sağlanabilir?

NEDEN BENİM ÜLKEMDE BENİM YARGIMIN İÇERİSİNDE TUTUKLU DEĞİL DE BU ADAM AVUSTURYA'DA TUTUKLU?: Yargıtay Genel Sekreteri de burada, HSK temsilcileri de burada. İrfan Fidan olayı... Ankara Cumhuriyet Başsavcısıyken İrfan Fidan adına Başsavcı Yardımcısı, sizin de yardımcınız oldu, Hasan Yılmaz'ın başvurusuyla Sezgin Baran Korkmaz'ın mal varlıkları üzerindeki tedbirler kaldırıldı. İrfan Fidan Başsavcı, Başsavcı Yardımcısı Hasan Yılmaz, onların başvurularıyla -belki de bir yerden talimat geldi, bilmiyoruz- Sezgin Baran Korkmaz'ın -kara para aklayan karanlık bir adam- mal varlığı üzerindeki tedbirler kaldırıldı, yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı. Daha sonra İçişleri Bakanlığına çağrıldı, ertesi gün de yurt dışına çıktı, şimdi Avusturya'da tutuklu. Neden benim ülkemde benim yargımın içerisinde tutuklu değil de bu adam Avusturya'da tutuklu? Bize iade ederler inşallah, belki de bizden yine salınır gider. Böyle bir yargı olabilir mi Sayın Bakan?

HERHÂLDE BİZİM KILAVUZUMUZ SARAY, BEŞTEPE KÜLLİYESİ: İrfan Fidan ne oldu? HSK kendisini aday gösterdi, Yargıtay üyesi yaptı. Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve Yargıtay yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını, saygınlığını korumakla yükümlü değil mi? HSK, Yargıtay üyesi yaptı. Bir gün bile Yargıtay’da görev yapmadan, Yargıtay’da bir dosyanın kapağını dahi açmadan Yargıtay kendisini aday olarak gösterdi seçimle, Cumhurbaşkanı da Anayasa Mahkemesine İrfan Fidan'ın üye olarak atadı. Ya, böyle bir şey olabilir mi? Yargıtay’da birçok yüksek yargıç var kıdemli, uzun yıllar görev yapmış. Yargıtay bir dosya kapağını dahi açmayan bir kişiyi nasıl seçebiliyor? Bu yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığından bahsedebilir miyiz? Siz diyorsunuz ki ne güzel: ‘Bizim kılavuzumuz hukuktur.’ Evet, yargıçların bir tek efendisi vardır, hukuk. E, peki, bizim kılavuzumuz nasıl hukuk olacak? Herhâlde bizim kılavuzumuz saray, Beştepe Külliyesi; talimat geliyor, İrfan Fidan seçiliyor, İrfan Fidan Anayasa Mahkemesine atanıyor, Hasan Yılmaz da sizin Yardımcınız.

TERÖRİST Mİ BUNLAR?: Bugün telefonla yargı harekete geçiyor, casusluk iddiasıyla tutuklananlar özel uçaklarla memleketlerine gönderiliyor. Öbür tarafta, Boğaziçi Üniversitesindeki 2 öğrenci bir aydır hâlâ tutuklu. ‘Tutuklama bir tedbir’ diyorsunuz. Ne tedbir var bu çocuklarla ilgili? Boğaziçi Üniversitesi’ndeki 2 öğrenci bir aydır Metris Cezaevi'nde tek kişilik hücrede tecritte kalıyorlar. Terörist mi bunlar? Boğaziçi Üniversitesindeki öğrencilerin evlerine sabah kapıları kırılarak silahlarla girildi, çıplak aramalar yapıldı. Yani bu sistem doğru mu ya? Telefon etseniz gelir o öğrenciler, ifade verir.

BİR MAHKEME KARARI OLMADAN, ALEYHİNDE BİR HÜKÜM OLMADAN BİR İNSAN DÖRT YIL NASIL TUTUKLU KALIYOR: Osman Kavala, herhâlde dört yıl oldu tutukluluğu. Şimdi, burada herkes hukukçu. Bir mahkeme kararı olmadan, aleyhinde bir hüküm olmadan bir insan dört yıl nasıl tutuklu kalıyor? Üstelik bir de oy birliğiyle verilmiş beraat kararı var. Nasıl oluyor? Ama maalesef, telefonla, casuslar özel uçaklarla gönderiliyor çünkü o iddialarla tutuklanıyor. Durum içler acısı. Zaten böyle olduğu için -Bakanlığın da resmî rakamları- icra, iflas dairelerindeki dosya sayısı da 25 milyona yaklaştı herhâlde, 23 milyon küsur, 25 milyona yakın dosya. Her dosyanın en az 2 tarafı var, 50 milyon vatandaş icra ve iflas dairelerinde. Hukuksuzluk her alanda, her alanda.

BU SİSTEMDE MAALESEF HERKES VESAYET ALTINDA ÇÜNKÜ BU SİSTEM DEMOKRASİ DEĞİL, MONOKRASİ; BU SİSTEM, TEK ADAM SİSTEMİ: Memleketin İçişleri Bakanı televizyonda, milletin huzurunda ‘Mafyadan 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçi var’ diyor, gazeteci de ‘Kim?’ diye sorunca ‘Gidip cumhuriyet savcısına ismini vereceğim’ diyor. Altı ay oldu değerli hukukçular, altı ay, cumhuriyet savcısı hâlâ beyefendiyi bekliyor. Peki, cumhuriyet savcısı niye bir yazı yazıp sormuyor, bir engel mi var buna? ‘Sayın Bakan, siz televizyonda böyle bir şey söylediniz, bu ismi lütfen bildirin, soruşturma açacağız’ niye demiyor, resen niye hareket etmiyor? Her gün suç işleyen bir İçişleri Bakanıyla karşı karşıyayız. Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suç biliyorsunuz. Peki, bir fezleke düzenleniyor mu? 1.400 tane fezleke bekliyor Karma Komisyonda. İçişleri Bakanı hakkında niye bir fezleke düzenlenip gönderilmiyor? Peki, Meclis gereğini yapabilir, değil mi, yapabilirse; yapamaz tabii. Meclis de vesayet altında, savcılar da vesayet altında. Bu sistemde maalesef herkes vesayet altında çünkü bu sistem demokrasi değil, monokrasi; bu sistem, tek adam sistemi."

BİR SİYASİ PARTİNİN MUTFAĞINDA ANAYASA HAZIRLANIR MI: Şimdi, adalet nedir biliyor musunuz, adalet? Adalet, herkese hak ettiği şeyi vermektir, herkese, hiçbir ayrım yapmadan. Siz bir kişinin keyfine göre hareket etmeye ‘adalet’ diyorsanız vay hâlinize, vay hâlinize; demek ki tek adam sistemini savunur hâle gelmişsiniz. Zaten hâlâ bu sistemi dayatan bir anayasa istiyorsunuz. Bir siyasi partinin mutfağında anayasa hazırlanır mı? Bu sistemi temel alan anayasa, bu sistem; Duverger’in çok güzel bir sözü var: ‘Demokrasi, tüm kural ve kurumlarıyla yerleşmemişse, başkanlık türü sistemler çılgınlıktır’ diyor. Yüz elli yıllık, 1876'dan bu yana anayasal birikimimizi, her türlü eksikliğine rağmen, sorunlarına rağmen, darbelere rağmen bu memleketin anayasal birikimini, parlamenter rejim birikimini maalesef ne hâle getirdiniz. Mutlakiyete doğru büyük bir adım atıldı, başardığınız bu.

Biz Türkiye için demokrasi için ittifak yapıyoruz, temel ilkeleri belirliyoruz. Sizin bu anlayışınız, adaleti de memleketi de bu hale getirdi. Gerçeklerin dile getirilmesinden rahatsız oluyorsunuz.”

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.