AKŞENER'DEN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'A: "KÜÇÜK ORTAĞININ DOLDURUŞUNA GELİP, BİLDİRİYİ YAZANLARA ABUK SABUK CEZALAR VERDİRMEYE KALKMA"

AKŞENER'DEN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'A: "KÜÇÜK ORTAĞININ DOLDURUŞUNA GELİP, BİLDİRİYİ YAZANLARA ABUK SABUK CEZALAR VERDİRMEYE KALKMA"

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, "Allah Erdoğan’a sabır versin. Dün şerefsiz dediğine bugün mübarek deyip, dün mektup yazıp ‘İktidarı uyarın’ diye yalvardıklarına da bugün...

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, "Allah Erdoğan’a sabır versin. Dün şerefsiz dediğine bugün mübarek deyip, dün mektup yazıp ‘İktidarı uyarın’ diye yalvardıklarına da bugün ‘şerefsiz’ diyebilen tutarsız duruş ve söylemleri ile ülkeyi germekten başka bir fonksiyonu olmayan birinin üstünde gereğinden fazla durmak istemiyorum. Ama bu vesile ile, Erdoğan’ı uyarmak zorundayım. Sakın ola, çok ciddi bir öfke kontrol problemi olan küçük ortağının dolduruşuna gelip, bildiriyi yazanlara abuk sabuk cezalar verdirmeye kalkma. Buradaki anahtar kelime ‘verdirme’. Sorumsuzluktan darbecilik devşirmeye çalışıp da ülkeye daha fazla zarar verme" diye konuştu.

Akşener, TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, dün Çin'in Ankara Büyükelçiliği'nin sosyal medya hesabından, kendisini ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ı hedef almasına da tepki gösterdi. Akşener, "Demişler ki, "Çin tarafı yani Çin Devleti oluyor herhangi kişi veya gücün, o güç de biz oluyoruz, biz ve de Mansur bey birlikte. Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne herhangi bir şekilde meydan okumasına kararlılıkla karşıçıkmakta ve bunu kınamaktadır'. Eyvallah. "Çin tarafı, haklı karşılık verme hakkını saklı tutmaktadır'. Bak sen hele… Birader buyur bekleriz. Adresimiz bellidir" diye konuştu.

Akşener’in konuşmasından satır başlarışöyle:

"ORTALIĞI KARIŞTIRMA MODASI: Son dönemde bir modadır aldı başını gidiyor. Gece vakti, ortalığı karıştırma modası. İstifa eden bakan mı dersiniz, görevden alınan bürokrat mı? Feshedilen uluslararası anlaşmalar mı dersiniz. Durdurabilene aşk olsun. Nitekim bu modanın son örneği olarak, Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gecenin bir yarısı 104 emekli amiral bir bildiri paylaştılar. Sonuçta ne oldu? İktidar darbe edebiyatıyla dört gün daha milletin dertlerini konuşmaktan kurtuldu. Salı günleri partisinin Meclis grubunda konuşacak konu bulmakta zorlanan küçük ortağa, öfke krizlerini eğirerek işleyeceği yeni bir malzeme çıktı. Hani millet iradesinin gasp edildiği getirdikleri kanun reddedildi ya, yeniden dünden itibaren görüşmeye açılan o kanunla ilgili tutumlar, konuşmalar, farkındalık ortadan kalktı. Kanunu konuşan var mı? Bunun bir milli irade gaspı olduğu, bunun bir ortaklaşma, paydaşlaşma yaratmak için atılacak adımların, atılmış adımların bir kıymet-i harbiyesi kaldı mı? Hayır. Yine esnafın derdi konuşulmadı. Yine çiftçinin çilesi konuşulmadı. Yine işsizlerin dramı konuşulmadı. Yine aşı sırası bekleyen insanlarımız, tavan yapan vaka sayıları konuşulmadı. Yine milletimiz kaybetti. Yine Türkiye kaybetti.

BU İŞLER BÖYLE YAPILMAZ: Son 60 yılda 9 defa darbe, post modern darbe, muhtıra ve e- muhtıra görmüş bir millet olarak elbette bazı hassasiyetlerimiz var. Bu yüzden Türkiye’ye dair endişeleri olanların bu endişeleri usulünce zamanını ve zeminini doğru ayarlayarak dile getirmeleri çok önemlidir. Hele de ülkesine yıllarca hizmet etmiş, çok kritik makam ve mevkilerde bulunmuş olanların bu konuda çok daha sorumlu davranmaları gerekir. Bu kadar basittir. Meseleyi maalesef her itiraz edeni hainlikle, teröristlikle, darbecilikle suçlayıp buradan siyaset devşirmeye çalışmayı alışkanlık haline getirmiş bir zihniyet yönetiyor. Bu çarpık zihniyet, işler istediği gibi gitmeyince Anayasa Mahkemesi'ni kapatmaya yeltenecek kadar şımarık, koltuğu tehlikeye girince Cumhuriyetin kurucu değerlerini tartışmaya açacak kadar şuursuz, iktidarını korumak için milletini birbirine düşürmeye çalışacak kadar da zalim bir zihniyet. Dolayısıyla, Türkiye’yi ve Türk Milletini düşünen herkesin, bu durumun bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmesi gerekir ve bu bir şarttır.  Türkiye’nin bunca sorunu varken, iktidar kendi ikbalinin hesabını düşüp milletimize sırtını dönmüşken, milletimiz siyasetçilerden sorunlarına çözüm üretmesini açıkça talep ediyorken ve Cumhur İttifakı’nın oyları her ay düşerken, kimsenin çıkıp da iktidarın değirmenine su taşımasına, milletinden tamamen kopmuş bitik siyasetine can suyu vermesine müsaade edemeyiz etmeyeceğiz, kimsede kusura bakmasın. Bu işler böyle yapılmaz.

EŞİN DOSTUN YERİNE MİLLETİMİZE FAYDAN DOKUNSUN: Herkesin bir şeyi artık çok iyi anlaması lazım. "Darbe olur mu, olmaz mı?" tartışması, bebek mamasını askıdan indirmiyor. "Amirallerin rütbesi sökülsün mü, sökülmesin mi?" polemiği, çaresiz gençlerimize iş bulmuyor. Yanlışlara itiraz eden herkesi hain ilan eden bu çarpık zihniyet, tencereleri kaynatmıyor. Sayın Erdoğan böyle devlet yönetilmez. Anlamsız polemiklerle uğraşacağına, git Hakkari’ye Piraye’yi ve Hasan’ı dinle. Mağdur edebiyatından siyaset devşirmeye çalışacağına, ‘Bugün yarın dükkanı kapatacağım’ diyen Hasan kardeşimi dinle. Koltuğun için her türlü dolambaçlı yolu deneyeceğine, kelle koltukta görev yapan korucu kardeşlerimi dinle. Millet seni oraya sarayda sefa sür diye oturtmadı. Allah aşkına bir kez olsun eşin dostun yandaşın yerine, milletimize bir faydan dokunsun.

ERDOĞAN, O SARAYDA NASIL UYUYORSUN SEN: Milletimiz geçim derdinde kıvranırken bunlar dört gündür hala, "Darbe mi değil mi, darbeci mi değil mi?" Bunu konuşturuyorlar. Buna sebep olanları da bunu fırsat bilenleri de kınıyorum. Aziz milletimizin çaresizliğine perdeleyen her sözü, her tavrı reddediyorum. Kim ne yazarsa yazsın, kim neyi konuşursa konuşsun, biz Hakkarili babaların feryadını konuşacağız. Biz Konyalı otizmli bir gencin annesinin ‘Evde bırakın yemeği ekmek yok Meral Hanım ekmek yok’ demesini konuşacağız. O gencin kulağına eğildim, ‘Ne istiyorsun’ dedim ‘Kuş istiyorum’ dedi. Bunları duyun, herkes bunları duysun. Hem Konya’da hem Hakkari’de aynı yoksulluk olamaz. Aynıçaresizlik olamaz. Olamaz bu. Olamaz, olmamalı. Sayın Erdoğan o sarayda nasıl uyuyorsun sen. Bunlarıçözme makamı sizsiniz.

ALLAH ERDOĞAN'A SABIR VERSİN: Nedense bu bildiri ile ilgili duruşumuza AK Parti değil, küçük ortağı daha çok bozulmuş. Sayın Erdoğan teşekkür etti diye olsa gerek, küçük ortak dünkü grup konuşmasında köpürdükçe köpürdü. Anayasa Mahkemesi’nden sonra hızını alamayıp, yakında Deniz Kuvvetleri’nin de kapatılmasını isterse, şaşırmayın. Allah Sayın Erdoğan’a sabır versin. Dün ‘şerefsiz’ dediğine bugün ‘mübarek’ deyip, dün mektup yazıp ‘İktidarı uyarın’ diye yalvardıklarına da bugün ‘şerefsiz’ diyebilen tutarsız duruş ve söylemleri ile ülkeyi germekten başka bir fonksiyonu olmayan birinin üstünde gereğinden fazla durmak istemiyorum. Ama bu vesile ile, Sayın Erdoğan’ı uyarmak zorundayım. Sakın ola, çok ciddi bir öfke kontrol problemi olan küçük ortağının dolduruşuna gelip, bildiriyi yazanlara abuk sabuk cezalar verdirmeye kalkma. Buradaki anahtar kelime ‘verdirme’. Sorumsuzluktan darbecilik devşirmeye çalışıp da ülkeye daha fazla zarar verme.

ÇİN DEVLETİNE TEPKİ, “BİRADER BUYUR BEKLERİZ. ADRESİMİZ BELLİDİR”:Çin Büyükelçiliği Twitter’dan beni ve Mansur Yavaş’ı tehdit etti. Çin Merkez komitesi Türkiye Komiseri, fahri Çinli Jin Ping Perinçek’in gayretleri yetmemiş olacak ki, bizzat Çin Devleti’nin kendisi devreye girmiş. Çünkü, bir süredir iktidar ve küçük ortağını, Perinçek ve Çin’in esaretinden kurtararak Uygur kardeşlerimiz için, adım atmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü Türkistan’da yaşanan insanlık dramında susmadık, susmayacağız. Sosyal medyadan bir paylaşım yapmışlar. Demişler ki, "Çin tarafı yani Çin Devleti oluyor herhangi kişi veya gücün, o güç de biz oluyoruz, biz ve de Mansur bey birlikte. Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne herhangi bir şekilde meydan okumasına kararlılıkla karşıçıkmakta ve bunu kınamaktadır'. Eyvallah. "Çin tarafı, haklı karşılık verme hakkını saklı tutmaktadır'. Bak sen hele… Birader buyur bekleriz. Adresimiz bellidir.

UYGUR KARDEŞLERİMİZE YAPTIĞINIZ SOYKIRIMI DURDURUN: Perinçek’in patronu da aynı küçük ortak gibi, çok kızmış. Perinçek’le iş tutanların hepsi, aynı durumda demek ki… Öncelikle belirtmek isterim ki; bizim, herhangi bir ülkenin egemenliğiyle ilgili bir sorunumuz yok. Ama bizim, Çin’in, egemenlik adı altında, Uygur kardeşlerimize yaptığı zulümle ilgili, çok büyük bir sorunumuz var. Biz, "İnsan hakları diyoruz, adalet" diyoruz. Biz, "Doğu Türkistan’daki Müslüman Türk’ün, namusuna uzanan, mabedine değen o eli çekin" diyoruz. Biz, "Uygur Kardeşlerimize yaptığınız Soykırımı Durdurun!" diyoruz. Bu kadar basit. Bizi saraydaki muhataplarınızla karıştırmayın. Bu tehditler bize sökmez. Ve o pis elinizi, Uygur’un sinesinden çekene kadar da mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Bunu böyle bilesiniz."

 

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.